İçeriğe geç
Anasayfa » News » Epochi Sayı 005 10 Kasım 1918

Epochi Sayı 005 10 Kasım 1918

EPOCHİ

Sorumlu Yönetici: Georgios Misailidis · Yönetici ve Sahibi: Nikos Kapetanidis

Yetimhaneye Bir Ziyaret

Yetimlerin Hayatı – Baştan Başa Bir Trajedi

Keder ve Sevinç Manzaraları

Trabzon’un her zaman parlak örneklerini vermiş bulunduğu Rum hayırseverliğine duyduğumuz hayranlık ve takdir, bizi geçen gün mülteciler komitesinin güzel binasına götürdü; yetimler de burada yaşıyor. Böyle bir ziyaret, talihin bedbaht çocukları için acı duygularını uyandırmakla kalmıyor; aynı zamanda ister önder, ister emektar olarak Rum adını onurlandıran, millî dayanışmayı yücelten ve memleketimizin Rum nüfusuna şeref kazandıranlara karşı hayranlığı ve derin minnettarlığı daha da büyütüyor.

Yetimlerimizin binasına girer girmez, daha ilk anda çeşitli bölümlerin ne büyük bir hizmet gördüğü dikkatimizi çekiyor. Bunun için ayrılmış özel bir bölümde, üç hizmetçi çamaşırların yıkanması ve temizlik işleriyle düzenli biçimde meşgul oluyor. Hemen yanında, yalnız yetimlerin değil, oraya sığınan her mültecinin beslenmesine de güç bela yeten büyük kazanın sürekli kaynadığı mutfak bulunuyor.

Yetimhanenin genel gözetmeni Bay Antonis Papadopoulos, bize içtenlikle ve nezaketle rehberlik ediyor; gerekli her türlü bilgiyi vermeye hazır.

Yetimhanenin kuruluşundan bu yana buraya 113 yetim kaydedilmiştir. Bunların çoğu, iyi bakıldıklarını memnuniyetle öğrendiğimiz soydaş ailelerin yanına yerleştirilmiştir. Üçü tanınmış aileler tarafından evlat edinilmiştir. Bazıları akrabalarını bulup Rusya’ya gitmiş, toplam 30’u ise yetimhanede kalmaya ve burada iaşe edilmeye devam etmektedir. Bu 113 yetimden 3’ü yetimhanede, 1’i ise Kapak Meydan Hastanesi’nde hayatını kaybetmiştir.

Çok az bir kısmı ise gizlice kaçmış; alışkanlık gereği dilenmeyi tercih etmiştir. Yetimlerin büyük çoğunluğu Haldiya sancağından, yani Platana’nın ötesindeki köylerdendir. Elevi, Kerasunda, Şiatu, Garnáena, Ordu, Tsarah, Prasar, Kara-Hisar, Çal, Saratsuk, Gorsih, Tivan, Küşhan, Kéyres, Gaela, Koynik; ayrıca 1’i Maçka’dan, 2’si Torul’dandır.

Yetimlerin hepsi Frontistirion öğrencisidir ve özel bir gayret göstermektedir. Sıcak giysileri ve çarıkları vardır. Sabah un çorbası verilir; öğle ve akşam ise yeterli ekmekle birlikte ayrı yemek çıkarılır. Her yetimin kendine ait bir yatağı vardır; bütün ihtiyaçları özel gözetmen kadınlar tarafından takip edilmektedir. Yetimhanenin düzenli hekimi de Bay H. Notas’tır.

Yetimhanenin büyük ihtiyaçları karşısında, mali yardımların yanı sıra birçok soydaş köy de yiyecek türünden ayni yardımlarla hemen yetişmiştir: patates, fasulye, balkabağı ve benzeri. Polita, Argale, Kanlika, Kitharéna ve Holoman köyleri ellerinden gelen her şeyi gönüllü biçimde sunmuştur. Holomana’dan Bay G. Kousidis yetimler için 80 okka fasulye göndermiştir. Yetimhanenin mali idaresi ve genel denetimi Bay Konstantinos Avraamidis’in doğrudan gözetimi altındadır; onun çalışkanlığı ve eksilmeyen ilgisi her türlü övgünün üzerindedir.

Metropolit Hazretleri Hrisanthos da bu hayır kurumunun aksaksız işlemesine büyük ilgi göstererek yetimhaneyi düzenli olarak ziyaret etmektedir.

Trabzon Rum Yetimhanesi, cemaatimizin en güzel süsüdür. Ekonomik krize, zor şartlara ve devasa masraflara rağmen, soydaş toplum Metropolit’in doğrudan gözetimi altında, dört yılın acımasız kuzey rüzgârının kurumuş yapraklar gibi savurup Trabzon’un daima şefkatli ve hayırsever kucağına bıraktığı bu bahtsız yetimleri sevgiyle toplamıştır.

Notlar

Son Derece Güncel

“Epochi”, sayfalarını bugün Metropolit Hrisanthos’un, henüz Arhimandrit olduğu dönemde kaleme aldığı ve 1912’de Ortodoks dinî cemiyet “Evangelismos”un yayın organında yayımlanan “Düşünce ve Hedeflerin Yoksulluğu” başlıklı makale ile onurlandırdığı için kendini mutlu saymaktadır. O günlerde de bir Patrik seçimi söz konusuydu. Büyük İoakim vefat etmişti. Sağlıklı bir hiyerarşiyi temsil eden “Evangelismos” dinî cemiyeti, sistemlerin değişmesi için çaba harcıyor; söz konusu makale de o günlerde, millî meseleleri tersinden kavrayan çevrelerde büyük yankı uyandırıyordu. Buna rağmen, samimi her çalışma tezahürüne tahammül edemeyen kimi çevreler bu cemiyeti dağıtmaya yönelmiş ve “Evangelismos” da yayınını durdurmak zorunda kalmıştı.

Şimdi durum yine aynıdır. Millet, Patriğini seçmek üzeredir. Acaba sağlıklı ilkeler galip gelecek midir; millî işlerimizin yeni bir dönemini kurmaya çağrılmış olanlar arasında anlayışlarda gerçek bir yenilenme meydana gelecek midir? Ne yazık ki V. Germanos’un istifasından bu yana yeni bir yöneliş görmedik. Yine de bu kez Fener’de yeni bir rüzgârın esmesini ve çok şey vaat eden yeni bir dönemin başlangıcını gönülden diliyoruz. İşte bu bakımdan, bugünkü makalemiz son derece günceldir.

Daima Geç!

Devrim yangınlarından sıçrayan alevler dev gibidir. Almanya yanıyor. Halkın düne kadar taptığı putlar birer birer düşüyor. Avusturya bir anda küle döndü. Macaristan halk hareketiyle çalkalanıyor. Çürümüş burjuva ideolojisini süpüren Rus soluğu da kuvvetle esiyor; kâğıttan kuleleri yıkıyor — ritimleriyle ne kadar göz kamaştırmış olsalar da hiçbir zaman saf ve özgür halk ruhuna girememiş, onun tarafından benimsenememiş kuleleri… Halk istediğinde, özgürlük ovasını kendi elleriyle açar — ama ne yazık ki bunu her zaman geç yapar!

Wilson’u da…

Ateşkes duyuyoruz, ama ateşkesi göremiyoruz. Barışın doğmakta olduğunu söylüyorlar; biz ise hâlâ karanlığın içinde yaşıyoruz. Söylediğimiz, özellikle ekmekte sürüp giden pahalılıktır; fiyatı durmadan artıyor, erişilmez hale geliyor. Halk için ateşkes ve barış, her şeyden önce ucuzluk demektir. Karın doyduktan sonra buyurun, Wilson’un maddelerini de, Wilson’un kendisini de konuşur, sindiririz!

Grip Biçiyor

Korkunç istatistik.

Bir mikrop gölünün içinde yüzüyoruz. Vahşi grip kırıp geçiriyor; kurbanlar her geçen gün artıyor ve mezar kazıcılar yetersiz kalıyor. Talihsizliğe bakın ki yağmurlar, nem ve soğuk da buna eklendi. En çok yoksullar her gün kayıp veriyor. Kesin istatistiğe göre, son on beş gün içinde yalnız gripten yirmi iki kişi öldü. Bunun dışında son on gün içinde ücretsiz olarak gömülen yirmi mülteci daha hayatını kaybetti. Toplamda, yalnız Rum cemaatinden kırk iki ölüm var. Öte yandan öteki unsurların kayıplarının sayısı daha da korkunçtur; her gün kırk ila elli arasında hesaplanmaktadır.

Öğrendiğimize göre her mahallede seksen beş kişi hastadır; bunların dördü ya da beşi aynı aile içindedir. Aziz Grigorios ve Dafnunta’da aynı gece anne ile kızının birlikte öldüğü olmuştur. Ölümlerin çokluğu sebebiyle, saat ikide duyurulan bir cenaze ancak saat dört ya da dört buçukta kaldırılabilmektedir. Tanrı şehrimizi korusun.

Düşünce ve Hedeflerin Yoksulluğu

Metropolit Hrisanthos’un 1912 tarihli makalesi

Merhum Patrik III. İoakim’in defninden ve muhterem kaymakamın seçilmesinden bu yana, birçok din adamı ve sivil, ellerinde fenerlerle sokaklarda ve kulislerde dolaşarak Diyojen gibi bir insanı değil, kendi bencil hesaplarına hizmet edecek adamı aramaktadır. Kimi kutsal piskoposlar için aday Patriğin değeri ya da değersizliği, onun Patrik olması halinde kendilerine miras kalacak metropolitliğin zengin ya da fakir oluşuna göre ölçülüyor; birçok sivil içinse ölçü, adayın şu ya da bu partinin çıkarlarını desteklemeye ne kadar yatkın olduğudur.

Kimi, yeni Patrik sayesinde iş başında kalmayı şiddetle arzuluyor; kimi de mevcut düzenin dışındaysa, yeni rejim sayesinde iktidara sıçramak istiyor. Ondan pay, makam ve çıkar bekleyenler adayı göklere çıkarıyor; ondan bir şey ummayan, başka birinden iktidar bekleyenler ise aynı kişiyi yerin dibine batırıyor, ötekini övgüye boğuyor. Patrik işte bu kadar yoksul düşünceler ve hesaplar prizmasından değerlendirilmekte, “adam” böyle aranmaktadır.

Sonra da kendi işlerimizin niçin bu halde olduğuna şaşıyoruz; niçin Patrikler döneminde kilise, eğitim ve millî hayatımızın düzeltilmesi için sistemli bir çalışma yapılmadığını soruyoruz. Oysa işlerimizde hüküm süren çürüme karşısında hiyerarşiyi suçlamak yerine, hiyerarşinin ve Patriklerin sivilleri suçlaması daha doğrudur. Çünkü siviller, ilke ve fikir partileri oluşturup sağlıklı ilke ve fikirlere sahip kişiyi tahta çıkarmak ve özveriyle onun eserini desteklemek yerine, bayağı çıkarlara ya da küçük iktidar tutkularına dayalı klikler kurmakta ve bunları her yol ve her fedakârlıkla gerçekleştirmeye çalışmaktadır. Böyle şartlar altında hiçbir asil iş başarılamaz.

Patrikler de çoğu zaman tahtta kalabilmek için bir hizbin arabasına bağlanmak zorunda kalıyor ve icraatlarını o hizbin yahut onun koruduklarının çıkarına göre düzenliyorlar. Bütün faaliyetleri günlük işleri yürütmeye ve rutinle sınırlı kalıyor. Fakat hiziplerin üstüne çıkmak, insan ya da parti gözetmeden vicdanla ve dürüstçe çalışmak isteyen kişi ise çevresini hoşnut etmiyor ve düşüyor. Kilise tarihi bunun örnekleriyle doludur.

Patrik mutlak bir hükümdar bile olsa, sosyal zemin buna elverişli olmadıkça, yani dayanacağı ruhban ve halk kesimi çıkarların ve ihtirasların içinde sürünür, bayağı amaçlara hizmet eder durumda oldukça, yine de Kilise ve Millet yararına olan idealleri gerçekleştiremez. Bunun böyle olduğunu başka örnekler yanında İspanya Kralı III. Carlos’un örneği de gösterir. Bu iyi niyetli ve çok çalışkan hükümdar, İspanya’da doğmuş olmakla birlikte halkın duygu ve önyargılarını paylaşmıyordu. Halkına rağmen ilerici bir çizgide duruyor, siyasal programını kararlılıkla uyguluyordu. Bakanları da yetenekli kimseler olduğundan birçok yasa tasarısını yürürlüğe koymayı başardılar. Fakat halkın alıştığı suiistimalleri bastırdıkça, halkın onlara bağlılığı daha da güçlendi; böylece insanları yasalarla düşünce ve kanaat değiştirmeye zorlamanın ne kadar nankör bir iş olduğu anlaşıldı. Bu sadece başarısızlıkla sonuçlanmadı, aynı zamanda karşıt fikirleri daha da kuvvetlendirdi.

İspanya’daki tepki gizlice hazırlanmış ve kısa sürede patlamıştır; beş yıl içinde her şey değişmiştir. Katolik Kilisesi yeniden eski gücünü kazanmış, tartışma özgürlüğü ortadan kaldırılmış, keyfilik sistemleri yeniden dirilmiş ve Engizisyon da eski kudret ve vahşetine kavuşmuştur.

Mutlak hükümdarlar bile, halkı ya da hiç değilse onun bir kesimini yanlarında bulamadıkları için böylece başarısızlığa uğramışken; fikir ve önyargı bakımından halka mutlak hükümdarlardan daha çok bağımlı olan anayasal yöneticiler — Patrik de böyledir — elbette daha kolay kırılırlar. Patrik etrafındaki çevre kendi çıkarlarını izler ve kendi amaçlarına hizmet ederse, kötü giden şeyleri düzeltmek için yapılacak her reform batmaya mahkûmdur. Bunları söylerken Patriğin şahsî değerinin olayların seyri üzerindeki etkisini asla inkâr etmiyoruz. Yalnızca şu kanaatteyiz: En yetenekli Patrik bile ancak duyguları ve ilkeleri temiz adamların başında durursa etkili olabilir ve büyük işler başarabilir. Aksi halde, döneminin Atinalıları gibi bir halkın başında bulunmasaydı büyük Perikles’in yahut Austerlitz’deki Fransız ordusu gibi bir orduya komuta etmeseydi Büyük Napolyon’un bile kırılıp gideceği gibi o da kırılır.

Öyleyse, eğer Patrik’in şartların gerektirdiği ölçüde değerli ve çalışabilir biri olmasını istiyorsak, her şeyden önce siviller kendi menfaat ve hesaplarını bir kenara bırakmalı ve ilke ile fikirlerden oluşan bir parti kurmalıdır. Temsilciler de seçim meclisine belirli bir programla çıkmalı, bunun uygulanmasını gelecek Patrikten talep etmeli ve kendisine bölünmemiş destek sözü vermelidir. Böyle Patrikler elbette bulunacaktır; yeter ki halklar yükselmeyi arzu ettiğimiz ve görmeyi dilediğimiz seviyeye yükselsinler. İsrail’de öndersiz, Helen kabileleri içinde rehbersiz kalınacağından korkuya yer yoktur.

Wilson

Amerika Başkanı

Seçilişi · Olağanüstü Bir Adam · Kadınların Dostu

Amerika Başkanı Wilson’un adı, dünya çapındaki bu olaylar çağında en parlak yeri işgal etmektedir; uluslararası basın da onun adı etrafında hayatı ve faaliyetleri üzerine bir dizi nitelendirme kurmuştur. Okurlarımız için, hayatının bazı noktalarını zamanında aktarmayı uygun görüyoruz.

Eski Amerika Başkanı Taft’ın görevden ayrılmasından sonra, kendisi ile Roosevelt arasında şiddetli bir mücadele patlak verdi ve eski dostlar seçimler vesilesiyle birbirlerine amansız bir savaş açtılar. Buna rağmen onların yerine üçüncü bir kişi, Woodrow Wilson seçildi. Bu seçimi kimse beklemiyordu; zira seçilen başkan neredeyse bilinmiyordu ve onu, McKinley, Roosevelt ve Taft’ın art arda üç başkanlık seçimini kaybetmiş bulunan üçüncü parti aday göstermişti.

Wilson, Konektikut Üniversitesi’nin rektörü iken, Cincinnati’li milyoner P. Proctor oraya 5.000.000 frank bağışladı; fakat rektör, onaylamadığı bazı şartlarla teklif edildiği için bu bağışı kabul etmedi. Yönetim kurulu bu reddinden dolayı onu eleştirdi; bunun üzerine Wilson istifasını verdi. Kamuoyu ve basın ise rektörün bu tavrını takdir etti; o güne dek başarı elde edememiş üçüncü parti de onu kendi lideri olarak gösterdi. Bunlar 1910 yılında oluyordu.

Yeni görevlerini üstlendiğinde, dürüst karakterini derhal ortaya koydu. Seçilmesi için çalışan seçim görevlileri onu çevreleyerek kendisinden ödül beklediler. O ise şu cevabı verdi: “Ben halkın iradesiyle seçildim; başka hiçbir şeyle değil.”

Amerikalı milyonerler, rakip partilerin seçim masrafları için milyonlar teklif ettiler. Wilson ise bu masrafları karşılamak üzere halktan yarım franklık bağışlarla bir yardım kampanyası başlattı. Böylece seçim giderleri halk tarafından karşılandı. Bu kampanyaya halkın kadınları da gönüllü olarak katkıda bulundular. Kayda değerdir ki, önceki başkanlık seçiminde üç partinin toplam masrafı 13.000.000 franga ulaşmıştı.

Roosevelt yeni seçimde kadın hakları savunucularına dayanmış ve onlar onun lehine gülünç gösteriler düzenlemişlerdi. Wilson ise kadınların sempatisini çekmek için zekice bir yol izledi. Büyük şehirlerin tamamında sergiler tertiplendi. Bu sergilerde, her birinin üzerinde iki fiyat etiketi bulunan ürünler gösteriliyordu: biri gümrük vergili, diğeri vergisiz fiyat. Örneğin kadın şapkalarının üzerinde şöyle yazıyordu: “Bu şapka Paris’te 20 franktır; New York’ta ise 80 franktır. Aradaki fark yalnızca gümrük vergisinden ileri gelmektedir.”

Bay Wilson, 1856 yılının Ekim ayında Virginia’nın küçük bir kasabasında Presbiteryen bir papazın oğlu olarak doğdu. Evli ve üç kız babasıdır.

Ajans Telgrafları

Değişiklikler

Genel valiler arasında değişiklikler yapılacağı söyleniyor.

Barış

İtilaf Devletleri’nin siyasi başkanları, barış hakkında görüşmek üzere Paris’te toplanıyor.

Alman Devrimi

Almanya’da durum hâlâ işçilerin elinde bulunuyor. Sosyalistlerin faaliyetleri sürekli ilerliyor.

Ateşkes

Amiral Calthorpe, Dışişleri Bakanımıza ateşkes şartlarının eksiksiz yerine getirileceğini vaat etti.

Af

Firari askerler için çıkarılan af kanunu yayımlandı.

Batış

İngiliz esirleri taşıyan bir nakliye gemisi, Çanakkale’de bir torpile çarparak battı.

Bolşevikler

Şehrimize gelmiş olan İngiliz ve Fransız kuvvetlerinin Bolşeviklere karşı harekete geçirilmesi hazırlanmaktadır.

Nereye Başvurması Söyleniyor

Almanya Dışişleri Bakanı’nın Amerika’ya başvurarak hızlı bir barış yapılmasını istemesine karşılık, Amerikalı bakanlar Almanya’ya İtilaf Devletleri’ne başvurmasını tavsiye ettiler.

Fransız Zaferi

Fransız birlikleri tamamen Alsace, Lorraine ve Belçika’ya girdi.

Ermeni Patriği

Ermenilerin eski Patriği Ormanyan vefat etti.

Yumurta Aranıyor

Şehrimizde yumurta fiyatı yükseliyor.

Pek Düzensizler…

Sirkeci istasyonunun kısmen işgal ettikleri bölümünde ateşkes şartlarına aykırı hareket ettikleri için, birinci polis müdürü Şakir Nimet Bey istifa etti.

Thalatta! Thalatta!

Almanya’da devrim yayılıyor. İsyancılar, ayaklanmayı paylaşmayan bir zırhlıyı torpille batırdılar.

Değişiklikler

Bursa Genel Valisi Abdülhalik, Konya Genel Valisi Moammer, Sivas Genel Valisi Sabit ve Aydın Genel Valisi Gahsin Bey görevden alındılar.

Dobruca

Dobruca’nın bir bölümü tümüyle Bulgarlara bırakıldı.

Bitmiyor

Her gün limanımıza İngiliz ve Fransız vapurları gelip gidiyor.

Beklenmedik bir engel nedeniyle “Epochi” belirlenen günde yayımlanamadı.

Son Dakika

İngiliz birlikleri Batum’u işgal etti.

Enver Paşa’nın kardeşi Nuri Paşa’nın Kafkasyalı Ermeniler tarafından öldürüldüğü bildiriliyor.

Yunan hükümeti, “olağanüstü komiser” unvanıyla İstanbul’a bir diplomatik görevli göndermeye karar verdi.

Hicaz, Filistin ve Suriye’de bugüne kadar dört hükümet kuruldu: Hicaz, Filistin, Suriye ve Horan hükümetleri.

İtilaf Devletleri, Türkiye üzerindeki ekonomik ablukayı kaldırmaya karar verdiler.

Ateşkes şartlarına uygun olarak Babıâli, Almanya ve Avusturya-Macaristan ile diplomatik ilişkilerini kesti.

Güncel Haberler

Bağış

Bugün Aziz Grigorios Kilisesi’nde ruhu için başpiskoposluk anma ayini yapılan unutulmaz Eleni Mih. Galinos’un anısına, kederli eşi doktor Mihail Galinos, Yetimhane yararına 100 lira bağışladı.

Ticaret Kulübü

Sevinçle öğreniyoruz ki, Rum Ticaret Kulübü bir hafta içinde faaliyete başlayacaktır. Dün üyelerin seçimi yapıldı; sonuç bugün kendilerine bildirilecektir. Gerekli bu kurumun kesintisiz işlemesini diliyoruz; umarız ki bu kez kurucuları, ona yalnız aristokratik bir hava vermekten kaçınır ve kulübe daha halkçı bir nitelik kazandırırlar.

Abluka

Şehrimiz yirmi beş gündür adeta abluka altındadır. Ne vapurlar uğruyor ne de postalar geliyor; yalnızca telgraf ajansının kıt haberleriyle besleniyoruz. Görüşümüzce bir girişimde bulunmak zorunludur; aksi halde, Trabzon ile İstanbul arasındaki denizi dilediği kadar saatte aşabilecek bir yüzücü aranıyor!

Sosyal Haberler

Gelenler

Kerasunda’dan Bay Miltiadis Mavridis kızlarıyla birlikte; Bayan Harikleia Th. Velissaridou; Bay Alekos Neofytos.

Ölümler

Geçen Salı, şehrin dış mahallelerinde, baş gösteren grip sebebiyle on beş yaşındaki çok sevgili kız Domni An. Kalevra hayatını kaybetti. Yaslı yakınlarına yürekten başsağlığı diliyoruz.

Önceki Perşembe günü de, kısa süre önce Aya Marina mahallesine papaz olarak tayin edilmiş bulunan papaz Hrisostomos öldü ve saat dörtte toprağa verildi. Grip, zatürreye dönüşmüştü; kızı ile kız kardeşi de aynı hastalıkla yatmaktadır. Merhum, yalnızca öğrenimiyle değil, özellikle vatansever düşünceleriyle de temayüz eden, bizdeki en değerli rahiplerdendi. Gourgene ve Ohças köylerinde kritik bir dönemde görev yapmış; yalnızca iyi bir ruhani değil, aynı zamanda görev askeri olarak da sivrilmişti. Şehadet haçını gönüllü biçimde yüklenmiş, canını sürüsü uğruna ortaya koymuştu. Papaz Hrisostomos’un kaybıyla taşra ruhban sınıfımız görev anlayışının onurlu bir örneğini kaybetmiştir. Kendisi Kosma köyündendi. Cenaze törenine Metropolit Hazretleri başkanlık etmiş ve unutulmaz papaz Hrisostomos’un meziyetlerini vurgulamıştır.

Dün de, çarşımızın uzun yıllardır tanınan büyük tüccarlarından Georgios Moysidis vefat etti ve saat ikide toprağa verildi. Cenazesi, Metropolit Hazretleri’nin öncülüğünde kalabalık bir topluluğun katılımıyla gerçekleşti. Merhum vasiyetiyle okullara 1000 ruble, Philoptochos cemiyetine 500 ruble ve Pontos’un soydaşlarına 500 ruble bırakmıştır. Cemaat de kendisine teamüle uygun saygıyı göstermiştir.

Çevirmen notu: Bu sayıdaki ajans telgrafları, 1918’in hızlı ve çoğu zaman doğrulanmadan aktarılan haber akışını yansıtmaktadır. “Enver Paşa’nın kardeşi Nuri Paşa, Kafkasyalı Ermeniler tarafından öldürüldü” haberi tarihsel olarak doğru değildir. Nuri Paşa 1918’de ölmemiş; daha sonraki yıllarda yaşamını sürdürmüş ve 2 Mart 1949’da İstanbul Sütlüce’deki fabrikasında meydana gelen patlamada hayatını kaybetmiştir. Bu nedenle yukarıdaki haber, gazetenin 10 Kasım 1918 tarihli nüshasında yayımlandığı biçimiyle korunmuş; doğruluk sorunu burada ayrıca belirtilmiştir. Kaynak dosyada 51. sayfanın üst bölümündeki satırlar bir önceki sayının devamıdır; Sayı 5, “ΕΤΟΣ Α’. ΑΡ. 5.” başlığından itibaren başlar.